Hipnoza Direnç Nedir?

Bir kişi hipnoza giremiyorsa hipnoza dirençten bahsederiz. Bunun tek nedeni kişinin hipnoz hakkındaki eksik ve yanlış bilgileri nedeniyle yaşadığı korkudur. Bazı kişiler hipnozun bir bilinç kaybı olduğunu düşünür. Tersine hipnoz beynin aktif olarak katıldığı bir konsantrasyon çalışmasıdır. Özellikle sağ beynin aktif hale geldiği, uykudan farklı, beynin özel bir elektriksel aktivite içinde olduğu durumdur. Hipnozu uyumak ya da bilincin kaybedilmesi olarak düşünmek doğru değildir. Özellikle bilinçli hipnoz tekniğinde, zihnin bilinçli bölümü kısmen uyanık bir halde ve süreci izlemektedir. Kişi hipnotisti duyar, gerekirse onunla konuşur ve sorularına yanıt verir. Çevreden gelen sesleri ve bazı uyarıları da alması mümkündür. Hatta bu durumda kişi hipnozu yaşamadığını sanır ki bu da doğru değildir.

Bazı kişiler hipnozdan çıkamayacağından korkar ki bu da yanlış bir bilgidir. Hipnozdaki suje hipnotistin komutu ile kolayca hipnozdan çıkar. Hatta hipnotistin hipnotik telkinlerinin sürmemesi durumunda dahi hipnozu yüzeyselleşir ve suje hipnozdan çıkar.

Yine bazı kişiler hipnotistin art niyetli telkinlerinden zarar görebileceklerini düşünürler. Oysa kişi her ne kadar trans halinde olsa bile beyninin bir bölümü ile telkinleri kontrol etmektedir. Bu kontrol eden beyin bölümüne biz ‘iç gözlemci’ deriz. Kişinin amacına, terapinin hedefine uygun olmayan telkinlerle karşılan suje bu ‘iç gözlemci’ nin tepkisi nedeniyle derhal otomatik olarak hipnozu yüzeyselleştirir ve uyanma moduna geçer. ERP kayıtlarıyla da bu durum kanıtlanmıştır.

Bazı kişiler kontrollerini kaybetmekten bazıları ise bazı gizli bilgilerinin ve sırlarının ortaya çıkacağından korkarlar. Oysa hipnoz kişide bir sır ya da suç arama metodu değildir ve böyle bir amaçla kullanılması da mümkün değildir. Biz terapistler danışanlarımızın bize bilinçli düzeyde verdikleri bilgilerle çoğu kez yetiniriz. Bize verilen bilgilere inanır ve güveniriz. Kendi kişisel inanış, ahlaki anlayışımıza ya da felsefi anlayışımıza ters bile görünse bu bilgilerle danışanımızı yargılamayız, suçlamayız ve onun hakkında bir önyargı oluşturmayız. Bizim görevimiz anlamak ve yardım etmektir. Sır tutmak ve tüm bilgileri danışanımızın sorunlarını çözmek için kullanmaktır. Bazı analitik çalışmalarda, danışanımızdan yeniden izin alarak bazı yaşam olaylarına ‘yaş geriletme tekniği’ ile gidebiliriz. Buradaki amacımız da takdir edilmeli ki travmayı ortaya çıkarmak bunun yarattığı duygusal sorunları çözüme kavuşturmaktır. Kısacası burada yapılan her şey sadece ve sadece hastanın yararı içindir.

Burada dikkat edilmesi gereken yegane husus tam bir güven ilişkisinin kurulmasıdır. Seans odasındaki tüm konuşulanların ve ortaya çıkan bilgilerin profesyonel bir anlayışla saklanacağı ve danışanların bu ifşaattan en ufak bir zarar görmeyecekleri güveninin oluşmasıdır. Bunun da yolu danışanların bu tür tedaviler için mutlaka işinin ehli, bu konuda yetkili, deneyimli ve güven duyabileceği bir profesyoneli seçmesidir. Ben şahsen bu konuyu danışanlarımla açıkça konuşmaktan yanayım. Eğer bu güveni bana duyamıyorlarsa başka bir terapiste gitmesini öneriyorum hatta başka bir terapiste ulaşmasında yardımcı oluyorum.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir